Ben Bu Ülkede Hiç Kimseden Vazgeçmem

Ben bu ülkede hiç kimseden vazgeçmem. Hayat felsefemi oluşturan bu yazı, uzun zamandır yazılmayı bekliyordu; kısmet bugüneymiş.

Ben bu ülkede kimlerden vazgeçmem…
Mesela en uç noktadan başlayayım: Doğu Perinçek’ten vazgeçmem. Ajan vs. olduğuna inanmıyorum. Hayatının büyük bölümü hapiste geçmiş, her şeyi göz önünde yaşamış bir insan. Ülkenin Rusya’ya yakın durmasının daha faydalı olduğuna inanıyor; Amerika’nın bizi ve diğer ülkeleri sömürdüğünü düşünüyor. Haklı olduğu noktalar yok mu, var. Hepimiz Amerika’nın her şeyine kefil değiliz. Rusya konusunda haklı söylemleri var, ben de katılıyorum. Komşumuz en başta. Komşusuyla arası bozuk olup da huzur bulan kim var? Kafama yatmayan fikirleri var mıdır, vardır tabii; ama bunlar yüzünden ben Doğu Perinçek ve ekibinden vazgeçmem.

Devlet Bahçeli’den de vazgeçmem. Neden geçeyim? Türklük, neticede bu ülkede ana unsur. Ellerinden geldiği kadar bu konuyu korumaya, geliştirmeye çalışıyorlar. Savaş olunca ilk onlar gidiyor; canlarını feda etmede önce onlar koşuyor. Bunun yanında çetrefilli işlere de girmişler; yanlış işlerini desteklemem, hukuk ne diyorsa o. Ama ben ne Devlet Bahçeli’den ne ülkücülerden vazgeçmem. Kendi seviyelerine, konumlarına göre ülkeyi savunuyorlar.

Erdoğan’dan vazgeçer misin? Ondan da geçmem. Asla sonunun bir Kaddafi gibi, Saddam gibi olmasını istemem. Yolsuzluk, para-pul işlerine çok bulaştılar; bunlar hep yanlış işler. Ama onun dışında ellerinden geldiğince ülke için uğraşıyorlar. İnşaat sektöründe gerçekten iyi işler yaptılar; sağlık, turizm sektörlerinde de iyi şeyler yaptılar. Savunma sanayiyle uğraşıyorlar. Gece gündüz inandıkları fikirler doğrultusunda çalışıyorlar. Yoruldular; değişmeleri ya da ciddi bir yenilenme lazım, tamam, bu konuda hemfikirim. Ama bu insanları yok saymam, bunlardan da vazgeçmem.
Bu bağlamda siyasal İslamcılardan da vazgeçmem. Belki en çok kızdığım grup bunlar, çünkü İslam’ın güzel yüzünü siyasetle kirletiyorlar. Ama niyetleri kötü değil. Osmanlı zamanında veya önceki dönemlerde dinin bizi daha güçlü hale getirdiğine şahit olmuşlar; o günleri özlüyorlar. Haksızlar mı? Değiller. O günleri hepimiz özlüyoruz. Ama devir farklı bir devir. Artık bireysellik ön planda; daha özgür toplumlar huzurlu, mutlu, zengin oluyor. O kısmı henüz zihinlerinde çözemediler. Veya inancı zayıf olanlara kötü davranıyorlar; o kısımları törpülemek, gerekirse hukukla çözmek lazım.

Tarikatlardan, cemaatlerden de vazgeçmem. Neden geçeyim? Zaten eğitim seviyemiz yerlerde. Hâlâ halkımızın büyük bir bölümü ilkokul mezunu. Topluyorlar bu insanları; sohbet ediyorlar, arkadaşlık kuruyorlar, yiyorlar, içiyorlar, geziyorlar, aktivite yapıyorlar, Kuran okuyorlar… Şöyle düşün: Bu insanlar bunları yapmazsa siz bu boşluğu nasıl dolduracaksınız? Daha çok kahvehane, daha çok kumarhane, daha çok bilmem ne “hane” olacak. Bu insanlar iyi niyetleriyle toplumdaki o boşluğu dolduruyorlar.
Ve Kanada özelinde söylüyorum: Yurtdışına çıkınca bunu zaten daha çok hissediyorsunuz da… Kanada özellikle böyle organizasyonları teşvik ediyor. Çünkü insan sosyal bir varlık. Zaten herkes göçmen, kimsesiz; ne yapsın insanlar? Mecbur ama kilisede, ama mescitte bir araya gelmeleri onların da işine geliyor.
Bizde bazıları fazla ileri gidip çok zenginleşip devlet yönetimine ortak olmaya kalkıyorlar. Onlarla ilgili de hukuku işletirsin, olur biter.

Atatürkçülerden de vazgeçmem. Neden vazgeçeyim? Türkiye’nin kurucusuna bağlılar, nesi yanlış bunun? Atatürk’ün fikirlerini büyük oranda anlamışlar. Batıya açılma konusunda çok öndeler; hâlâ ayak diretenlere karşı tahammül edemiyorlar. Eğitimliler, ülkenin önemli bir kesimi. Yanlışları var mı, var. Keyfiyeti gözetirken kemiyeti gözden kaçırıyorlar. Yani bireysellik önemli ama bu ülkede 80 milyon insan yaşıyor; beraber yürümemiz lazım. Avrupa Birliği, içimizdeki belli sayıdaki Atatürkçü insana bakıp bizi almaz ki, yeküne bakar, ortalamaya bakar.
O yüzden en büyük kusurları bu. Çok uzun süre Türkiye Cumhuriyeti’nde yönetim açısından hâkimiyet kurdular ama halkı hor görmekten vazgeçip eğitimine yönelemediler, o sorunu çözemediler. Bugün hâlâ çoğumuz ilkokul mezunuyuz derken, bunlar hep perde arkasında Atatürkçülerin hüküm sürdüğü dönemde oldu.
Ama diğer yandan, özellikle halkımızın Atatürkçü insanlara daha fazla hürmet göstermesi gerektiğine inanıyorum. Bu devlet artık yeni bir devletti ve o yeni devlete koşulsuz destek verdiler. Osmanlı yoktu artık; “Türkiye Cumhuriyeti var” dediler ve kurucusuna, kurucu fikirlerine tereddütsüz bunca sene sahip çıktılar. O yüzden ben onlardan da vazgeçmem.

Bu yazdığım, herkesi idare etmek gibi bir pespayelik değil. Bu, herkesi sevebilmek için harcanmış bir ömrün meyvesi; herkese iyi yönünden bakabilmek, herkesten maksimum faydayı sağlayabilmek için kurgulanmış bir hayatın sonucu. Bu, gerçek dostluğun, gerçek sevginin, gerçek kardeşliğin bir tezahürü, bir çalışması, bir teşebbüsü…

Scroll to Top