Uzun süredir kafamda anlatmayı düşündüğüm bir konu vardı. Kısmet bugüneymiş, onu anlatmaya çalışacağım.
Konu şu: Türkiye’ye neden şeriat gelmez.
Daha doğrusu, samimane veya siyaseten bunu hayal eden, amaçlayan insanların kaçırdıkları — ya da benim kaçırdıklarını düşündüğüm — bir noktayı anlatacağım.
Bugün Türkiye’nin yönetim biçimi veya düzeni diyelim; dünyadaki gelişmiş devletlerin yönetim biçimi veya düzeni diyelim; bunlar, onları idare eden insanların inisiyatifleri veya keşifleri sonucunda gelişmedi.
İnsanlık, gelişim sürecinde yeni bir boyuta veya noktaya ulaştı. Özgür olmanın önemini hissetti veya kavramaya başladı. Ve bu ulaşılan noktanın bir sonucu olarak toplumlar, onları idare eden insanları zorlamaya başladı. Yani bir dip dalga oluştu.
İnsanlar, kendi hayatlarının önemini daha derin kavramaya başladılar. (Anti parantez olarak, bunda inançsızlığın artmasının da etkisi var diyebiliriz.)
İnsanlar bir yaratıcının varlığını inkâr etmeye başlayınca veya olmadığına inanmaya başlayınca şu gerçekle karşılaştılar:
“Demek ki biz bu dünyaya bir kere geldik; bu şansa bir gelişti ve tekrarı olmayacak. O hâlde mümkün olduğu kadar mutlu bir yaşam sürmeliyim. Hayatıma kimseyi karıştırmamalıyım. Bir öğretiden çok, kendi arzu ve isteklerimin peşinden gitmeliyim.”
Yani özgür olmalıyım. Özgürlük, insanın keşfiydi — kendi bireysel özgürlüğü.
Bunu internetin keşfi gibi bir şey düşünün. Daha önce kitleler tarafından bu kadar benimsenmiyordu; fakat biriken insanlık tarihi, insanı bu noktaya ulaştırdı.
Ve ülkelerin idarecileri de bazen insanları haklı bularak, bazen kavgalar ederek bugünkü medeni dünyanın — yani bireyin özgürlüğünü öncelik olarak gören dünyanın — oluşmasını sağladılar.
Bu kavgaların yaşandığı ilk dönemlerde İslam dünyası en şaşalı günlerini yaşıyor olabilirdi; ama insanlar özgürlüklerini kısıtlayan her şeyden uzaklaştılar.
Din de bunların başında geliyordu.
Ve bunu başaran toplumlar — yani bireylerini özgürleştiren toplumlar — bugün daha zengin, daha huzurlu bir hayat sürüyorlar.
Bizim dindar insanların kaçırdığı nokta işte tam olarak burası.
Bu doğal bir oluşumdu. Örneğin Atatürk, toplumdaki bu değişimi gördü ve ona göre her şeyi kafasında kurguladı.
Bugün, şu anki iktidar dahi olsa, bu durumu tersine çevirmeye kalktığında doğaya — yani insan doğasına — savaş açmış olur.
İnsanlar ne kadar dindar olurlarsa olsunlar, artık bireysel özgürlüklerin önemini anladılar. Türkiye’de bile bu konuda çok mesafe kat edildi.
Düşünün ki siz liderlerinize diyorsunuz ki:
“Biz bu internetten veya yeni çıkan yapay zekâdan çok rahatsızız, lütfen bizi onların olmadığı dönemlere geri götürün.”
Yapabilirler mi? Yapabilirler. Kısmen bazı ülkelerde de yapılıyor.
Mesela geçenlerde duydum; Suudi Arabistan’da WhatsApp kullanılmıyormuş. Ama insanlar ya VPN’le ya da başka araçlarla kullanıyorlar.
Yani bir huzursuzluk var.
Bugün Türkiye’de, başörtüsü takan birisi bile artık hayatına kimsenin karışmasını istemiyor.
Bu insanların isteklerine kulak tıkayıp, “Hayır, biz yeniden şeriat getireceğiz.” derseniz, WhatsApp’ı veya interneti yasaklayan bir ülkenin durumuna düşmüş olursunuz.
Çünkü insanlar başlarını örtüp örtmemeye kendileri karar vermek istiyor; bir devlet kurumunun veya bir başkasının bunu belirlemesini istemiyor.
Camiye giden de gitmeyen de bunu gönüllü olarak yapmak istiyor; kimsenin onları zorla camiye göndermesini istemiyor.
Peki, nasıl olacak? Bir Müslüman olarak şeriattan vaz mı geçeceğiz?
Benim şahsi inancım, İslamiyet içinde mutlaka böyle durumlarda bir cevaz olduğudur.
Örneğin bankacılık sisteminde, faiz sisteminde nasıl bir yol bulunuyorsa, bu konuda da mutlaka bulunacak yollar vardır.
Özetle: Bugün Türkiye’de insanlar şeriat istemediği için şeriat yok.
Ve bu, yöneticilerin ya da siyasetin çözeceği bir şey değil.
Siyaset haddini aşıp elindeki devlet imkânlarını kullanarak rejimi değiştirirse, ertesi günden itibaren kendisini yıkmak için seferber olmuş milyonlarla karşı karşıya kalır.
Peki o milyonlar neden şimdi yok? Çünkü kimse böyle bir şeyin olacağına inanmıyor.
Zaten iktidarın da böyle bir söylemi yok.
Sadece saf bazı Müslümanlar veya bir grup siyasal İslamcı, sanki Türkiye’de böyle bir gündem, böyle bir hesap varmış gibi davranıyor.
Ama yok — ve gerçekçi de değil.