Potansiyelinin Çok Uzağında Bir Ülke: Türkiye

İnternette yapay zekâ yardımıyla bazı sorulara cevap aradım. Bu sorular, bu yazıda anlatmak istediğim konuyu daha netleştirdiği için önemliydi. Üç ana başlık altında araştırma yaptım.

İlk bölümde, dünyada her türlü güzelliği en üst seviyede yaşayan ülkeleri merak ettim. Şu soruları sordum:

Dünyanın en zengin 10 ülkesi hangileridir?

Dünyada insanlarının en huzurlu olduğu 10 ülke hangileridir?

Dünyada insan haklarına en çok riayet edilen 10 ülke hangileridir?

Dünyada gençlerinin geleceğe umutla baktığı 10 ülke hangileridir?

Ne yazık ki bu sıralamaların hiçbirinde Türkiye yoktu.

Bunun üzerine “Peki, Türkiye’nin potansiyeli nedir?” sorusuna yöneldim. Hem tarihten gelen gücümüzü hem de mevcut potansiyelimizi anlamaya çalıştım. Bu kez şu soruları sordum:

Dünyanın coğrafi olarak en stratejik 10 ülkesi hangileridir?

Tarih boyunca diğer ülkeler üzerinde olumlu etki bırakmış 10 ülke hangileridir?

Dünyada turistik açıdan en çok görülmek istenen 10 ülke hangileridir?

Tarım ürünleri ve gıda üretiminde Türkiye’nin dünyadaki yeri nedir?

Türk dizileri ve kültürel ihracatı dünya genelinde hangi konumdadır?

Genç nüfus oranı, girişimcilik ve startup potansiyelinde Türkiye’nin durumu nedir?

Bu konuların çoğunda, ya dünya genelinde ilk 10’dayız ya da Avrupa ülkeleri arasında çok üst sıralardayız.

Yani aslında paha biçilemez bir elmas gibi — büyük potansiyele sahip, ama değeri yeterince işlenmeyen bir ülkeyiz.

Ardından şu soruya cevap aramaya başladım:

“Peki biz bu kadar değerli bir ülkeyi nasıl bir hale getirdik? Bugün ne durumdayız?”

Bu sorunun cevabını bulmak için şu alanlara baktım:

Enflasyon ve yaşam pahalılığı,Para biriminin değer kaybı,Basın ve ifade özgürlüğü,

Yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü,Beyin göçü ve genç umutsuzluğu,Eğitimde fırsat eşitsizliği,Hava kirliliği ve çevresel sürdürülebilirlik,Gelir adaletsizliği,Kadın-erkek eşitliği ve toplumsal cinsiyet farkı

Ne yazık ki bu başlıkların hemen hepsinde ya son 10’daki ülkeler arasındayız ya da o seviyeye çok yakınız.

Biraz daha basit bir dille anlatmam gerekirse:

Sanki çok işlek bir caddede, önünden binlerce insanın geçtiği bir köşede bir büfe işletiyoruz.

Ama o büfenin ne temizliğine ne de kalitesine dikkat ediyoruz. Ürünlerimiz kötü, sağlıksız, kontrol eden yok; gelen müşterilerin çoğu memnun kalmadan ayrılıyor.

Kârlı ürünler üretmiyor, kazandığımızı da israf ediyoruz. Görünürde iş yapıyor gibiyiz ama gerçekte zarar ediyor, hem para hem itibar kaybediyoruz.

İşte Türkiye’nin bugünkü durumu da tam olarak bu.

Elbette en büyük sorumluluk, uzun yıllardır iktidarda olan yöneticilerde.

Ama bu kadar kötü bir tablo yalnızca siyasetçilerin suçu değil; toplumun da payı var.

Yine de iktidarın uzun süredir değişmemesi, bu tablonun sorumluluğunu en çok onlara yükletiyor — bu yüzden eleştirimin yönü ağırlıklı olarak iktidara.

Oysa son 20 yılda çok şey yapılabilirdi.

Daha dengeli, sarsılmaz bir ekonomimiz olabilirdi.

Dünyanın en güzel coğrafyasına sahip bu ülkede, burada yaşamak, üretmek ve dünyaya buradan ulaşmak isteyen milyonlarca mutlu ve umutlu genç yetiştirebilirdik.

Eğitim sistemimiz gelişmiş ülkeler seviyesine çıkabilir, Müslüman dünyası için bir örnek ülke haline gelebilirdik.

Hukukun üstünlüğü ve insan haklarında ilerleyip, Ortadoğu ve Asya ülkeleri için bir rol model olabilirdik.

Ama biz, o küçük büfeyi bile doğru yönetemeyen insanlar gibi davrandık.

İşimize özen göstermedik, birbirimizle uğraştık, iyiyi kötüden ayıramadık.

Kişisel çıkarı ülke menfaatinin önüne koyduk, “su akarken” cebimizi dolduralım derdine düştük.

Bunun sorumlusu, başta devletin başı, sonra onun avaneleri ve en sonunda da halk olarak hepimiziz…

Scroll to Top