Yüz Yıl Sonra Hâlâ Öğrenemediğimiz Bir Kavram: Vatandaşlık

Cumhuriyet kurulalı yüz yılı geçti ama biz hâlâ vatandaşlık meselesini tam olarak öğrenemedik, anlayamadık, içselleştiremedik ve uygulayamadık. Evet, asırlar boyunca bir padişahın tebaası olarak yaşadık; dolayısıyla herkesin devlet karşısında eşit haklara ve sorumluluklara sahip olduğu yeni bir düzeni anlamak ve özümsemek elbette zaman alacaktı. Ama üzerinden yüz yıl geçti. Yeterince acı, deneyim ve örnek yaşadık; dünya da bize yeterince yol gösterdi. Artık bu konuyu tamamen hazmetmiş olmamız gerekmez miydi?

Bugün hâlâ kendini sadece din üzerinden tanımlayan ve bu toprakları yalnızca Müslümanlara ait gören, kendileri dışındakileri “gayri” sayan milyonlarca insanımız var. Hâlâ kimliğini Türklük üzerinden tanımlayıp, diğer herkesi “kılıç artığı” olarak gören milyonlarımız var. Ve hâlâ kendisini “Atatürkçü” kimliğiyle özdeşleştirip, yeni devlete henüz tam uyum sağlayamamış insanları bağnaz, faşist veya eksik gören başka milyonlarımız da var. Üstelik bu grupların içinde iç içe geçmiş başka topluluklar da bulunuyor: Kürtler, Aleviler, gayrimüslimler… Her grup, kendini asil sanıyor ve diğerlerinin yok olup kendisi gibi olacağı bir ülke hayaliyle yaşamaya devam ediyor.

Oysa kurulan yeni Türkiye Cumhuriyeti böyle bir devlet değildi. Türkiye Cumhuriyeti, vatandaşlık ilkesi üzerine kuruldu. Herhangi bir ayrıcalık, üstünlük ya da eksiklik kabul etmeyen bir sistemin temelleri atıldı. Fakat biz, neden bu kadar büyük ve basit bir gerçeği hâlâ anlayamadık?

Bugün bu yazımda, bir kez daha bu konunun önemini elimden geldiğince vurgulamak, mahiyetini akla yaklaştırmak istiyorum.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının sahip olduğu haklardan başlayalım.

Yaşama hakkı, işkence yasağı, kişi hürriyeti ve güvenliği, özel hayatın gizliliği, konut dokunulmazlığı, haberleşme hürriyeti, din ve vicdan özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, bilim ve sanat özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı, yerleşme ve seyahat özgürlüğü, mülkiyet hakkı, hak arama özgürlüğü, “kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesi, ailenin korunması, eğitim hakkı, çalışma hakkı, adil ücret hakkı, sendika kurma hakkı, toplu sözleşme ve grev hakkı, sağlık hakkı, çevre hakkı, sosyal güvenlik hakkı, konut hakkı, kültürel haklar, vatandaşlık hakkı, seçme-seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı, siyasi parti kurma hakkı, kamu hizmetine girme hakkı, dilekçe hakkı, vatan hizmeti ve vergi ödeme ödevi… Uzun uzun sıraladığım bu hakların her birine, hepimiz eşit biçimde sahibiz. Bu sahiplik, hiçbir dil, din, ırk veya bölge farkı gerektirmez. Hepimiz, istisnasız, bu hakların tamamına sahibiz.

Peki, hangi haklara sahip değiliz? Ya da bir Türk vatandaşı olarak hangi eylemleri işleyemeyiz? Çünkü insanlar bazen “üstün vatandaşlıklarını” suç işlerken hissediyorlar; oysa bu konuda da herkes eşittir ve kimsenin fazladan suç işleme imtiyazı yoktur.

Hiçbirimiz — ama hiçbirimiz — şunları işleyemeyiz: Devletin birliğini bozmak, ayrılıkçı eylemlerde bulunmak, vatana ihanet etmek, düşmanla işbirliği yapmak, casusluk faaliyetlerine katılmak, terör eylemlerine karışmak, devlete karşı silahlı girişim veya isyana kışkırtmak, rüşvet almak, görevi kötüye kullanmak, yolsuzluk yapmak, kamu kaynaklarını zimmete geçirmek, seçimlerde hile yapmak, oy devşirmek, demokratik süreci manipüle etmek, ırk, dil, din veya cinsiyet temelli nefret suçu işlemek, kasıtlı şiddet uygulamak, cinayet işlemek, toplumsal düzeni bozan ağır suçlara karışmak ya da ifade özgürlüğünü sistematik biçimde engellemek.

Gördüğünüz gibi, hepimiz aynı hak ve yasaklara sahibiz. Kaç kişiysek, o kadar eşitiz. Türkiye Cumhuriyeti’nin nüfusu 80 milyon ise, bu ülkede 80 milyon kişi aynı haklara sahiptir ve hiçbirinin “fazladan suç işleme hakkı” yoktur.

Yazının başında bahsettiğim bütün grupların da esasen bundan başka bir derdi olmamalı. Osmanlı artık yok. Yıkıldı, değişti, bitti. Artık sadece Türkiye Cumhuriyeti ve onun vatandaşlığı var. Türkler, tarih boyunca devlet kurmayı bilen bir milletti, evet; ama ne Osmanlı’da ne de ondan önceki Türk devletlerinde sadece Türklerden oluşan ya da Türklerin üstünlüğüne dayalı bir devlet kuruldu. Halk hep aynı halktı. Bugünün Türkiye’sinde de Türkler, bu Cumhuriyetin içinde yaşayan bir topluluk. Bir Türk, bu ülkeye sadece Türk vatandaşlığı aidiyetiyle bağlıdır; bunun dışında ne fazlası ne de eksiği vardır.

Atatürkçü dostlar, belki eğitim seviyeniz, belki önceki kuşaklardan gelen bilinç düzeyiniz sayesinde yeni Cumhuriyet fikrini daha erken kavramış olabilirsiniz. Ama bu size bir üstünlük sağlamaz. Bu ülkenin dindar insanları da, eğitimsiz insanları da aynı haklara sahiptir. Ne bir fazlasınız ne bir eksiğiniz. Lütfen bunu anlayın, kabullenin ve hazmedin. Siz de yalnızca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı kadarsınız.

Özetle, dünün ve bugünün sorunlarının temelinde yatan vatandaşlık meselesi umarım bir gün gerçekten hayatımıza hayat olur. Bizi “olduğumuzdan fazla olma” hastalığından kurtarır; birbirimizin haklarına sahip çıkarak, kardeşçe, eşitçe, adaletle yaşamamıza vesile olur. Daha fazla örnekle uzatmak istemiyorum, ama lütfen her zaman vatandaşlığın izini sürün. Göreceksiniz, bütün kör problemler çözülecek ve önümüz apaydınlık olacaktır.

Scroll to Top