Bu iktidar, bir hedefe yoğunlaşma işini yapamıyor. Ne yapamadığını, en iyi yaptıkları işleri anımsayarak anlatayım. Hatırlarsanız ilk geldikleri zaman 15 bin kilometre duble yol vaad ettiler; sanırım sonra da büyük bir kısmını yaptılar. Cumhurbaşkanı ilk geldiğinde İstanbul’un su sorunu çözülmüştü. Daha sonra köprü, yol, inşaat gibi bazı sorunlara odaklanıp onlar için çözümler ürettiler. Fakat belki entelektüel kapasiteleri yetmedi, belki bilerek, isteyerek yaptılar; ama Türkiye’nin gerçekten temel sorunlarına asla böyle bir yoğunlaşma göstermediler. Örneğin hukuk, örneğin eğitim, örneğin ekonomi… buralarda hep hedef sapmaları yaşandı. Ne yapmaları gerektiğine karar verip onun üzerine yıllarca sürecek bir sistem kuramadılar. Bazılarını başta doğru yaptılarsa da dayanamayıp sistemlerini bozdukları için, başladıkları işi Türkiye için artık sorunsuz, mükemmel işleyen bir sisteme dönüştüremediler.
Örneğin Finlandiya’da eğitim çok iyi diyoruz, değil mi? Ufak bir ülke ama en azından bir işi çözmüş ve dünyada ismini duyurur hale gelmiş. Neden bizim böyle mutlak başarılı olduğumuz alanlarımız yok? Bu başlık altında her bir konuyu belki ilerleyen günlerde yazarım; ama bugün neden ekonomiye odaklanamadık ve neden bu sorunu mutlak manada çözemediğimizi yazacağım. Ekonomiden başlayalım, tarımdan başlayalım — hangisini tam olarak çözdük? Tarımda 15 bin kilometre duble yolun karşılığı neydi? Ne yaptık, ne oldu?
İlk yıllarda enflasyon sorunu çözülmüştü, hatırlarsanız Ali Babacan zamanında; sonra da paradan altı sıfır atıldı, halkın para harcama açısından daha rahat bir durumu vardı. Şimdi ne oldu? İşler hayal bile edilemeyecek yerlere geldi; kötünün kötüsü oldu. Neden ekonomiye odaklanamadık? Dünyanın en güçlü ekonomileri arasında Türkiye 17. sırada; benim fikrim Türkiye’nin hiç aşağı düşmemek üzere her zaman ilk 15’te olması, nihayetinde daimi olarak ilk 10’a girmesi gerektiği yönünde. İlk beş olmak gerekmiyor; zaten yeterince büyük ve güçlü devletler var. Bu sadece yönetim işi değil; Çin’i, Hindistan’ı, Rusya’yı, ABD’yi veya Almanya’yı geçelim demiyorum — onları hedef bile almıyorum. Ama Türkiye, bulunduğu coğrafi konum, önde bir Türk devleti olması, önde bir Müslüman devlet olması ve tarihten gelen bağlantıları nedeniyle ilk 10 içinde olması gereken bir devlet olmalı. Dünyada “Türkiye” dendiğinde “Evet, ekonomisi en büyük ilk 10 devletten biri” denmesini istiyoruz. Çok mu zor bunu başarmak? 20 yılda yapılamaz mıydı?
Ama biz şu anda dış dünyadan kredi bile alamıyor durumdayız. Nasıl işleyen bir dış işleri bakanlığımız var, ekonomi bakanlığının dış ilişkilerinden sorumlu kısımları yok mu acaba? Neden bir devletin kredi notu düşük olur, bunu nasıl yükseltebiliriz? Bunun üzerine ince çalışacak kurumlar yok mu? Neden biz Amerika’daki, Avrupa’daki ucuz kredileri ülkemize çekemiyoruz? Bu konuda kurulmuş bir heyet neden dünyanın her köşesindeki kredi musluklarını ülkemize akıtamıyor? Çin’de, Avustralya’da, Japonya’da veya paranın olduğu başka yerlerde neden vakit harcayıp oralara “saldırmıyorlar”? Burada “saldırmıyorlar” diyorum; esnaf tabiriyle, parayı bulmak için topyekûn çabalamaz mısınız? Var mı böyle bir ekip Türkiye’de?
“Verilen parayı takip ediyorlar, işimize karışıyorlar” filan… ne kadar boş şeyler bunlar, değil mi? Çiftçiye kredi bulalım; adamlar gelsin sonuna kadar takip etsin. Biz davet edelim; zaten çiftçiye aldığımız parayı başka yere neden harcayacağız? Gerizekalı mıyız biz? Neden bundan rahatsız olalım? Çiftçi canlansın, üretim artsın, işsizlik azalsın, vergiler artsın — neden bunu yapamıyoruz?
“Hukuk yok, o yüzden bu ülkeye para gelmez” diyorlar. Peki neden hukuk yok bizim ülkemizde? Neden Kavala diye kimsenin tanımadığı bir adamı yıllardır hapiste tutuyoruz? Neden kendimize bu lafı söyletiyoruz? Bir papazı biri istediğinde bırakıyoruz, bir gazeteciyi Almanya istedi diye veriyoruz; ya biz bir Kavala’yı niye hapiste tutuyoruz? Hastamıyız biz, anlamıyorum. Gitsin Adalet Bakanı o adamı hapisten çıkarana kadar uğraşsın; nasıl bir akıl tutulması yaşıyoruz?
15 Temmuz diye bir sürü suçsuz insanı hapiste tutuyoruz. Almanya’da darbe oluyordu, tuttular, ilgili insanları topladılar, hapse attılar. Biz ne yapıyoruz? 15 Temmuz’da bir gece, birkaç saat içinde olmuş bir şey için öğretmen, hoca, esnaf, öğrenci, iş adamı, kadın, yaşlı demeden birçok kişiyi hapse attık. Niye yapıyoruz bu kötülüğü bu ülkeye? İnsanlar bu manzarayı görmüyor mu sanıyorsun? Avrupalı, Amerikalı görmüyor mu bilmiyor mu sanıyorsun? Bırakın insanları artık. Önce solcuları bırakın; Ergenekoncu varsa hâlâ hapisteyse bırakın. Sonra sağcıları bırakın; tweet atmış, konuşmuş, cumhurbaşkanını tehdit etmiş diye insanları neden tutuyorsunuz? Bu tür uygulamalar ülkenizin itibarını zedeliyor. Kimin gücü yeter böyle şeylerle Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmaya ya da gerçekten tehdit etmeye? Bunları yapmak için zamana da ihtiyaç yok. Nasıl ki KHK’larla tek tek yaptınız, tek tek kaldırın: “Bitti” deyin. Bir dönem bu tür tedbirler aldık, yanlışlar da yaptık; ama şu anda böyle bir durum yok, devletimizi yıkacak herhangi bir tehlike görmüyoruz, bitti.
Bir günde çözün ne bekliyorsunuz? MHP gidecek, yerine CHP gelecek, işler yavaş yavaş düzelecek mi? Ne gerek var böyle şeylere? Bir yerde bir yanlış varsa onu hemen kurutacaksın; ortalıkta durduğu her gün senin için sorun olmaya devam eder. Avrupa ülkelerine şu lafı bir an önce söyleyin: “Türkiye’de iktidar aynı ama hukuk konusunda bayağı ilerleme kaydettiler; hatta tahminlerimizden çok daha hızlı mesafe aldılar. Şu anda hukuksal açıdan ülkede bir sorun yok; herkesin malı, mülkü, canı hukukun garantisi altında ve bunu bozmaya kimse, cumhurbaşkanı da dahil, tenezzül etmiyor,teşebbüs etmiyor.” Çok mu zor yani böyle bir ülke yapmak?
Çözün yani, ne varsa bu ülkeye para akışını, ticareti engelleyen… Hukuk konusu en büyük sorun diye biliyorum o yüzden bahsediyorum; başka ne varsa, bence ekip olayı da çok ciddi eksik. Pirana ordusu gibi bir ekip lazım. Çok kısa bir şey daha anlatıp bitireyim, çok uzun oluyor… Walmart diye bir perakende devi var dünyada, ABD menşeili bir kuruluş; Kanada’da da çok sayıda şubesi var. Dünya devi derken bir numara yani, rakipsiz. Toplam 19 ülkede faaliyet gösteriyor ve küresel ölçekte 2 milyon çalışanı var (küçük bir ülke gibi). Her bir mağazasında ortalama 120 bin çeşit ürün bulunuyor. Böyle bir şeyden bahsediyorum.
Ama bu koca devin raflarında arayıp da bir Türk ürünü bulasın, yok. Yok yani, bahsetmeye değmez derecede yok. Aklıma geliyor; acaba bizim cumhurbaşkanı bir Walmart şubesine gitmiş mi, veya Emine Erdoğan keşke Avrupa’da çantacı dükkânı kapatacağına bir Walmart şubesi gezseydi de o raflarda benim aradığım gibi bir Türk ürünü arasaydı. Yok. Bahane çok ama ürün yok. Çünkü Türkiye’nin haberi yok bence. Onların istediği ürünleri yapmak, ona göre içerik üretmek, gerekirse onlara uygun paketlemeler yapıp oraya binlerce ürün gönderip en azından yüzlercesini raflara koyacak bir Türkiye yönetimi yok. Yok işte.
Bilmiyorum, Amerika–Türkiye ticaret kuruluşları filan var mıdır, hiç takip etmiyorum; zengin bir adam olmadığım için. Ama varsa, ilk onları lağvetmekle işe başlayın. Yeni, genç, hedefe kitlenmiş insanlar belirleyin ve Kuzey Amerika kıtasına ürün satın. Millet burada parasını harcayacak yer arıyor.
Neyse, yazdıkça bitmiyor; çok uzun oldu. Başka zaman gerisini yazarım.