Gazze’de Barış Umudu ve Cumhurbaşkanı’nın İkilikli Siyasi Duruşu

Gazze’de yıllar sonra bir barışın olması güzel tabii… Oradaki insanlar yaşamaktan bile yoksundu. Biz Türkiye’de, iyi kötü bir yaşam seviyesine sahibiz; çoğumuzun başını sokacak bir evi ve günlük yiyecek bir şeyleri var. Bunun için çok bedel ödeniyor; medeni ülkelerde insanlar belki bunlara daha kolay, daha nitelikli bir şekilde ulaşıyor ama Gazze’deki hayatı düşününce sanki cennette yaşıyormuşuz gibi geliyor. O yüzden orada yapılan barış herkesi sevindirmiştir. Barış dediğimizde insanların öldürülmeyeceği, yıkılmış binaların arasında dolaşmalarına karışılmayacağı, ülkede sağlam tek bir ev bile olmasa da en azından tırlarla yiyecek sokulmasına izin verileceği anlaşılıyor. Fakat orada bulunan Türkiye dahil her bir devletin kafasında dolaşan tilkiler nedeniyle, insanlar kimseye tam güvenemiyor. “Bu işin altında başka bir iş mi var? Neden böyle birden yumuşadılar? Şimdiye kadar karşılıksız bir şekilde paramparça ettikleri o ülkenin, o bölgenin insanlarının hesabı ne olacak? Kimse bunun cezasını çekecek mi?” gibi sorular sorulmuyor. Kimse bu soruları sormaya cesaret edemiyor; herkesin yüreği ağzında. En azından barış olsun da, ölümler dursun da; çocuklar aç uyumasın diye isteniyor. Gerekirse şimdilik dışarıda uyusunlar, hasta olunca en azından bir doktor, bir ilaç çare olsun… Varsın şimdilik dışarıda uyusunlar. Durum böyle.

Bizim durumumuz ise daha karışık. Başımızda bir çeşit diktatör var,ülkesinde sadece kendisine itiraz etmeyen ve ona oy veren insanların bir değeri olan birisi; diğer bütün insanlara her türlü haksızlığı yapma potansiyeline sahip ve binlerce insanı haksız yere hapislere atan bir lider. Fakat Gazze’de kahramanlık yapıyor. O yüzden her şeyi buruk yaşıyoruz. Hani bir insan toplulukta şirinlik yapar ama sen yıllardır tanırsın ve aslında hiç öyle biri olmadığını, samimiyetsiz olduğunu bilirsin; bir şey de diyemezsin. Aynı millet olarak bu durumu yaşıyoruz.

Aslında bugünkü yazımın konusuna gelmeye çalışıyorum. Evet, tam burası konumun başlangıcı: ne zamana kadar böyle kaçak bir yaşam sürecek liderimiz ve bu tür liderler? Ne zaman halkından gerçekten gelen sorulara cevap verebilecek? Amerika’da basın toplantısına gittiklerinde bile muhalif birisi soru sormasın diye kırk takla atılıyor. Türkiye’de muhalif bir gazetecinin karşısına çıkmayalı yıllar oldu; belki de kendisine önceden verilmiş soruları sormayan bir gazeteciyle karşılaşmayalı yıllar oldu. Halkın içine girmeyeli yıllar oldu. En son Soma faciası sonrasında halktan biriyle yaşadığı durumu hatırlıyorum; bir vatandaşa bir şeyin dölü diyordu değil mi?.. Böyle bir yaşam sürmek güzel mi, ideal mi? Biz Türk milleti olarak böyle bir cumhurbaşkanına mı layığız? Trump diyor ki “Seçim hilelerini en iyi Erdoğan bilir.” Bizden bir açıklama var mı? O anda doğaçlama bir şey dedi mi? Bir “one minute” bile diyemedi. Papaz olayını anlatırken nasıl dinledi, döndü ona bir şey dedi mi? Diyelim ki Trump deli, kimse ciddiye almıyor; döndü halkına bir açıklama yaptı mı? “Hayır, doğru söylemiyor, benden böyle bir ricası olmadı” veya “Oldu ama ben böyle şeylere karışamam, benim ülkemde hukukun üstünlüğü var” dedi mi?

Demedi… Evet, ne olursa olsun, ne kadar sözde başarı kazanırsa kazansın (ben yetenekli biri olduğunu inkâr etmiyorum, Türkiye için iyi şeyler yaptığını da düşünüyorum, Gazze konusunda da herkesten daha çok onun katkısı olduğuna inanıyorum) yine de böyle bir cumhurbaşkanına sahip olmak istemiyorum. Kendi halkından kaçan, kendi halkına eziyet eden bir insan olduğunu düşünüyorum.

Scroll to Top