Erdoğan 1994 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmişti.
O zaman 19 yaşındaymışım.
Gencecik bir delikanlı… Kabataş Erkek Lisesi’ni bitirmişim; sanıyorum Boğaziçi Üniversitesi’nde hazırlık yıllarımdaydım. Hem hafızamı zorladım, hem de biraz arşivlere baktım ama aradığım şeyi bulamadım.
Hafızamı zorladım diyorum çünkü çocukluğumdan beri siyasetle ilgiliyim.
İlkokulda, ortaokulda televizyonun karşısına geçip tekli koltukta yan yatar, tıpkı diğer çocuklar gibi, meclis konuşmalarını dinlerdim. Neyse, uzatmadan konuya geleyim.
Aradığım şey şuydu:
Acaba Erdoğan’dan önce hiç gazeteciler hapse atılıyor muydu?
Ben Türkiye’nin gündeminde böyle konuların olmadığını iyi hatırlıyorum.
Sadece yasaklı siyasetçiler vardı; sanki Demirel’in ve Ecevit’in yasaklarının kalktığı dönemi hatırlıyorum. Ama “gazeteciler hapiste” diye bir tartışma yoktu.
Sadece Çetin Altan gibi, İlhan Selçuk gibi eski kuşaktan gazetecilerin, ihtilaller sonrasında kısa süreli hapisler yaşadığını duyardık.
Ama Erdoğan öncesindeki en az on yılı —çok şuurluca— hatırlıyorum ki, popüler bir gazetecinin hapiste olduğuna dair bir haber anımsamıyorum.
Hatta o yıllarda, Demirel’e veya özellikle Turgut Özal’a karşı çok sert yazılar yazılıyordu.
Emin Çölaşan bir kitap bile yazmıştı; adını zorlasam belki hatırlarım.
Ama onun da hapse girdiğini hiç duymadım.
Bugünse herkesin malumu:
Fatih Altaylı gibi bir isim bile hapiste.
“Fatih Altaylı gibi” diyorum çünkü onu 25 yıldır düzenli takip ederim; ne yaptığını, ne düşündüğünü bilirim.
Sebebi de şu: çok erken yaşta, güçlü bir mantığı olduğunu fark etmiştim.
Bazı insanlar böyledir; karar verme yetileri doğuştan gelişmiştir.
İyi-kötü, doğru-yanlış, az-çok…
İki durum oluştuğunda hemen sezgisel olarak doğruyu söylerler.
O an değilse bile, iyi bir araştırmadan sonra mutlaka gerçeği bulurlar.
Altaylı da benim için hep öyleydi.
Ne söylediğini bilen, gereksizle uğraşmayan, ama uğraştığı işte mutlaka bir hikmet bulan bir insan.
Neyse, konumuza dönelim.
Bu hapis furyası tam olarak ne zaman başladı?
Sanırım Ergenekon davalarıyla.
O zamana kadar Erdoğan’ın insanlarla bu kadar uğraştığını hatırlamıyorum — Cem Uzan hariç.
Evet, Cem Uzan’la ciddi şekilde uğraşmıştı; o dönemde işlerin ne kadar adil yürüdüğünü bilemiyorum ama Uzan’ı sevimli bulmadığını ve elindeki medyayla insanlara şantaj yaptığını düşündüğümü hatırlıyorum.
Fakat her şey Ergenekon soruşturmalarıyla başladı.
Önce askerler, ardından gazeteciler içeri alınmaya başlandı.
Uzun süre böyle sürdü.
Sonra malum “cemaat olayları” başladı: kasetler, bakanların oğullarına baskınlar… Herkesin hatırladığı o yıllar.
Bu sefer de cemaatle ilgisi olsun olmasın, gazeteciler hapse atılmaya başlandı.
Sadece “cemaatin gazetesinde” ya da “televizyonunda” çalıştığı için, bir sürü orta yolcu gazeteciye bile yıllarca hapis yolu göründü.
Bazıları hâlâ içeride.
Bu dönem geçip gitmedi; aksine uzadıkça uzadı.
Ve son yıllarda artık iş, ana muhalefet partisine ve muhalif olan herkese kadar geldi.
Komedyeninden aktörüne kadar herkes tetikte yaşıyor:
“Sıra bize ne zaman gelecek?” diye.
Tabii bu tabloyu anlatırken Kürtleri unutmuş değilim.
“PKK bahane edilerek” bir sürü insan yıllarca hapis yattı.
Selahattin Demirtaş sekiz yılı bitirdi, Gezi olayları nedeniyle yatan tanıdık yüzler de oldu.
Dolayısıyla 2007’de Ergenekon soruşturmalarının başlamasıyla birlikte ülke, amansız bir döneme girdi.
Gerçek anlamda suça bulaşmamış —cinayet işlememiş, insan bıçaklamamış, soygun yapmamış, tecavüz etmemiş— sadece düşüncelerini dile getirmiş insanlar…
Türkiye’yi demokratik bir ülke zannedip konuşmuş, yazmış, çizmiş insanlar…
İşte onlar bu dönemde hapse girdiler.
Fotoğrafı çekmek önemli.
Çünkü hiçbir hastalık, doğru bir fotoğraf çekilmeden teşhis edilemez, tedavi de edilemez.
Evet, geçmişte ünlü yazarların hapse girdiği dönemler oldu; ama onlar hep darbelerin sonrasına denk düşerdi.
Bu kadar uzun, bu kadar sistematik bir dönem hiç yaşanmadı.
Bunu önceki kuşak da söylüyor.
Peki, bu fotoğrafta yanlış bir yer var mı?
“Hayır öyle değil, kimse hapse girmedi” diyebilecek biri var mı?
Ya da “Bu insanlar fikirleri yüzünden değil, adi suçlardan yattılar” diyebilecek?
Bu soruyu özellikle AK Partili gazetecilere sormak lazım.
Fotoğrafta bir yanlışlık var mı gerçekten?
Benim daha basit bir ölçeğim var — sosyal medyada da sık sık yazarım:
Bu atfedilen suç, Amerika’da veya Avrupa’da işlense gerçekten suç sayılır mıydı?
Bu sorunun cevabı bana olayın ne kadar Türkiş, hatta artık daha doğru tabirle Erdoğaniş olduğunu anlatıyor.
Çözüm mü?
Uzun… köklü… bir yazıya sığmaz.
Ama şunu biliyorum:
Bu anormal bir dönem.
Erdoğan’ın baskılarıyla şekillenmiş bir dönem.
İnsanların haksız yere günlerini hapiste geçirdiği, Türkiye’yi dünyaya rezil eden bir dönem.
Bir zamanlar halkı Müslüman, yöneticileri demokrat ve dünyada bir yıldız gibi parlayan ülkenin ışığını söndüren bir dönem…
Ve geldiği gibi, geçip gidecek bir dönem.