Mansur Yavaş Meselesi Biraz Tehlikeli

Bugün Türkiye’de bazı belediye başkanlarının hapse atılması konusuna farklı bir noktadan değinmek istiyorum. Diyelim AK Parti liderinin yerindesiniz ve cumhurbaşkanlığı adaylığında en büyük rakibiniz olan bir partiyle ilgili önünüze bir suç dosyası geldi. Birçok belediyeyle ilgili de aynı tür iddialar var; üstelik en büyük rakibinizin İstanbul belediye başkanı bu dosyalardan birinin içinde. İddialar da ciddi gözüküyor. Ne yapardınız?

Tabii, seçimi kazanmak isteyen için müthiş bir fırsat: en büyük rakibinizin çok büyük bir zaafını öğrenmişsiniz. Akıllı bir insan, iktidarda olduğu için ve yanlış anlaşılmalara meydan vermemek için der ki: “Aman, hukuk harfiyen işlesin. Kimseye dokunmayın; iddianameler hazırlansın, mahkemeler açılsın, sanıklar kendilerini savunsun; biz de her aşamayı halkımızla paylaşalım.” Hatta mümkünse davalar televizyonda canlı yayınlansın, insanlar bunların nasıl suçlara bulaştığını görsün.

Öte yandan meydanlarda, mitinglerde bu durumu anlatmak; belgeleri göstermek; emrinizdeki televizyon kanallarında bu konuyu tartıştırmak da cazip olur — tartışmalar tek taraflı olmasın; çünkü biz eminiz ki ciddi suçlar var. Bakalım kendilerini nasıl savunacaklar; büyük ihtimal örtbas etmeye çalışırken açık vereceklerdir. Ama lütfen hukukun işine karışmayalım: davalar seçime kadar sonuçlanırsa, dava sonuçlarına göre bazı belediye başkanları görevden alınabilir, yerlerine başkaları atanabilir. Bu durumda rakibin işi çok zor; büyük ihtimalle seçime kadar da zaten hapis kararları gelir.

Peki şu andaki iktidar ne yaptı? Hukuka ciddi müdahalede bulundu: iddianame bile yokken birçok belediye başkanını alıp cezaevine koydu — mantık çerçevesinde yapılmaması gereken şeyleri yaptı. Oysa zaman onların lehine çalışıyordu; belgeler ellerindeydi, meydanlarda bu konuyu bir yıl içinde halka yedirebilirlerdi. Herkes CHP’nin de yolsuzluğa bulaştığına inanabilirdi çünkü mahkeme kararları oluşmuş olurdu. Şu anda ise her şey iddia — hatta iddianamesi olmayan iddialar; kimse inanmıyor ve herkes bunun planlandığını düşünüyor. AK Parti bu hatayı neden yaptı?

Akla gelen ilk sebepler şunlar: Belediyelerin süreç sonunda ceza almayacağını, yetki dışına çıkma durumunun olmayacağını bildikleri için sonucu beklemeden “süreçte ne kadar kirletirsem, ne kadar çamur atarsam o kadar iyi” diye düşündüler. Diğer bir sebep: “İstanbul belediye başkanına yenilirim; çok uzun süredir iktidardayım, halk bıkmış; bu aday peş peşe seçimleri kazandı. Ben onu, bu bahanelerle görevden aldırıp hapse attırırım; hem iş yapmasını engellerim hem de aday olmasını engellerim.”

O hâlde diğer belediye başkanlarının suçu ne? Eğer mesele yalnızca bir kişiyleyse, o zaman bunun sadece adaylık kaygısıyla yapıldığı anlaşılır; o yüzden suyu iyice bulandırmak gerekir — “bunların sadece bir tanesi değil, hepsi böyle” dedirtmek lazım. İşi o kadar büyütmeliyiz ki, yolsuzlukla işi olmayan ikinci bir adayı da bir şekilde bulaştırabilirsek; belki ondan da kurtulabiliriz.

Peki bence hangisi olasılık? Olasılıklarda önce başka bir şey söylemek istiyorum.

Bu iş önceden planlandı. Daha önce AK Partili belediyelerle iş yapmış meşhur müteahhitler ayarlandı. Bu müteahhitler AK Parti ile irtibatlı olmasalardı bu kadar büyük ihaleleri öncesinde alamazlardı. Belki cevabını bilmediğim soru şu: Bu müteahhitler AK Parti’nin adamı mı, yoksa Türkiye’de bazı derin güçlerin mi? Yoksa ben bunların planlı ve iltisaklı olduklarından eminim. Sonra bu insanlar CHP’li belediye başkanlarıyla iş yapmaya yönlendirildi; arada başka adaylar varsa onlar elendi veya onlara daha küçük işler verildi; esas hedeftekilerle bu insanlar muhatap oldu.

Öte yandan aynı yapılar CHP kanadına da bazı şeyler fısıldadı: “Seçimi kazandınız, yapacak bir şey yok; ama en azından karı bölüşmek ve hukukun sizin üzerinize salınmaması için bu müteahhitlerle iş yapmanız lazım. Hem kendi adamlarınızla, hem de bunlarla çalışın; yoksa bu iktidar sizi çalıştırmaz.” Onlar da “köprüyü geçene kadar ayıya dayı” dediler; yeter ki medya ve hukuk üzerimize saldırmasın, paylarını verelim. Fakat ya plana tam uyanamadılar ya da hep kendilerini sağlama alarak iş yaptılar — hangi ihtimalin doğru olduğunu bilmiyoruz. Davalar henüz sonuçlanmadı; umarım ikinci ihtimali düşünmüşlerdir.

Kısa yazacaktım ama yine uzadı. Bitirirken inandığım olasılıkları söyleyeyim: Daha önce bir videoda söylediğim gibi, Erdoğan kaybedeceği bir seçime girmez — bu birinci plan. Dolayısıyla bu şans son ana kadar zorlanacak. Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ın seçime kadar ya hapse girmesi , daha doğrusu  aday olmaması bekleniyor; çünkü hapisten katılırlarsa Erdoğan o seçime yine girmez. Mansur Yavaş meselesi biraz tehlikeli: Yolsuzluk bulamazlarsa “vatan haini” yakıştırmasıyla saldıracaklar; o konuda çalışacaklar. Eğer oradan da bir şey çıkmazsa aklıma çok kötü bir senaryo geliyor ama yazmaya dilim varmıyor — sadece “kendisini çok koruması lazım” deyip geçeyim, siz anlayın.

Başka ihtimaller de var: Adaylığı bırakır veya yerine başka bir aday konur; Erdoğan yine manevi lider gibi arkadan süreci takip eder. Ben bu seçeneği olası görmüyorum çünkü seçimi başka bir kişi kazanamaz. Her şeye rağmen bir çözüm var mıdır? Mutlaka vardır…

Scroll to Top